• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Dini ve İlmi Araştırmalar Merkezi

Ya Rabbi!! Ben Pişmanım.. Yaptığım bütün günahlarımdan.. Keşke yapmasaydım.. İnşaallah bir daha yapmam!!
Fıkhi Konular
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam12
Toplam Ziyaret637
SÖZLÜK

Tevhide İnanmanın Gerektirdiği Hasletler

"Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden Abduhu ve Rasulühu." diye içtenlikle inanarak Kelime-i Şehadet'in söylenilmesi, icmali olarak on üç vazifeyi gerektirmektedir:
1- "Ey Hatem oğlu Adi! ihlas üzere teslim ol; selamet bulursun = ebedi olarak ateşte yanmaktan kurtulursun." buyurduğunda Adi bin Hatem:
"İslam nedir?" diye sorulunca, Rasulullah'ın: "Allah'tan başka azabından korkulan, zatıyla yahud nimetiyle sevilen ve Rabb olması sebebiyle tapınılan hiçbir ma'bud olmadığına ve gerçekte Benim Allah'ın Rasulü olduğuma şehadet edersin; kaderlere: Hayr olsun şer olsun, tatlı olsun acı olsun, hepsinin Allah'ın hükmüyle olduğuna inanırsın." diye buyurduğu üzere Tevhide inanılması, dünyada Allah'ın dinine teslim olunmasını, herşeyin Allah Teala'nın hüküm ve kazasıyla olduğuna inanılmasını gerektirir; bunsuz Tevhide iman sahih olmaz.
2- "Ve hiçbir şeye sapmaksızın gözle görür gibi gereğince ahiret gününe inanırlar." diye ayet-i kerimede buyrulduğu üzere Tevhide inanılması, hiçbir şübheye sapmaksızın gözle görürcesine, ahiret gününe yani cennet ve cehennemin varlığına inanılmasını gerektirir.
3-"Namaz dinin direğidir." "Kim onu dimdik tutarsa, gerçekte o Dinini ayakta dimdik tutmuştur. Kim onu terk ederse, gerçekte o Dinini yıkmış demektir." diye hadis-i şerifte buyrulduğu üzere Tevhide inanılması, farz oluşuna içtenlikle inanarak ta'dil-i erkanla namazın kılınmasını gerektirir.
Farz oluşuna inanılmaması küfür, inanılması halinde namazın bırakılması fısk yani büyük günah, yani Allah Teala'nın emrinden çıkmaktır.
4-"Zekat, islam binasını taşıyan kemerdir = köprüdür." diye hadis-i şerifte buyrulduğu üzere Tevhide inanılması, farz oluşuna içtenlikle inanarak zekatın müstehaklarına verilmesini gerektirir.
5-"Oruç, Allah'ın azabından koruyan kalkan ve siperdir." diye hadis-i şerifte buyrulduğu üzere, farz oluşuna içtenlikle inanarak ramazan orucunun tutulmasını gerektirir.
6-"...Beyt-i Muazzama'yı tavaf etmek, ona yol = güç bulan insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır..." buyrulduğu üzere Tevhide inanılması, güç bulanın hac farizasını yerine getirmesini gerektirir.
"İçtenlikle Kendisi'ne iman etmekten ve rasullerini doğrulamaktan başka amaçla evinden çıkmayan kimselere, Allah ya sevab ve ğanimetle evlerine dönmelerini yahud da cennete girme yollarını kolaylaştırmıştır." buyrulan hadis-i şerifle, farz oluşuna içtenlikle inanarak hac ve cihad yapanlar müjdelenmektedir.
7- "Sizin içinizde iyiliğe davet eden, ma'rufu emreden, münkerden vazgeçirmeye çalışan bir taife olsun. İşte bunlar, korktuklarından emin ve umduklarına ulaşmaktadırlar." diye ayet-i kerimede buyrulduğu üzere Tevhide inanılması, hem ibadet hem de halka hizmet olarak ma'rufun talim ve tebliğ edilmesini, münkerin nehyedilmesini gerektirir.
Ma'ruf: Allah Teala'nın hak ve gerçek olarak tanıttığı ve güzel gösterdiği hasletlerdir.
Münker: Allah Teala'nın yasakladığı, fena ve çirkin olarak tanıtıp belirttiği hasletlerdir.
İş gereken bu vazife, bazen farz, bazen vacib, bazen de sünnet olur.
8-Tevhide inanılması, beş vakit namazın cemaatle kılınmasını gerektirir.
   Farz namazların cemaatle kılınması, farz veyahud vacib olmasa bile sünnet-i müekkede ve İslam şiarıdır.
"Korumakta Allah Teala'nın yardım ve rahmeti cemaat üzerindedir; kim cemaatten tekleşip ayrılırsa, ateşe kaymıştır demektir." ve:

"Cemaatle namaz kılmak için adamın mescide gidip gelmeyi adet edindiğini gördüğünüz zaman, onun imanına siz şahid olunuz. Zira Allah Teala kitabında şöyle buyurur:{ Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a, ahiret gününe iman eden, ihlas üzere beş vakit namazı ta'dil-i erkanla kılan ve zekatı müstehaklarına veren kimseler tamir eder...}" diye hadis-i şeriflerde buyrulduğu üzere cenaze namazında olduğu gibi herhangi bir sebeble: "Filanı nasıl bilirsiniz?" sorusuna: "Müslüman olduğuna, cemaatle namaz kıldığına şehadet ederiz." denilir.
Değeri düşmese bile, altından işlenen tesbihin kopması halinde tesbihin bozgunluğa uğraması, tanelerinin yuvarlanıp ğaybolması, tavuğa yem olması gibi; ferdi namaz kılan bir Mü'minin imanı zedelenmezse bile Dini bozğunluğa uğrar, birçok hayrlı işlerden mahrum olabilir.
9-Tevhide inanılması, Müslüman hükümdarların, amirlerin sözlerinin dinlenip  onlara boyun eğilmesini gerektirir. Hadis-i şerifte: "Ma'siyetle emrolunmadığı müddetçe, istediği yerlerde de istemediği yerlerde de kabullle dinlemek ve boyun eğmek, Müslüman kişi üzerine farzdır. Ma'siyetle emrolunduğu zaman, dinlemek ve boyun eğmek yoktur." diye buyrulmaktadır.
10-Tevhide inanılması, şirk ve müşrikin bırakılmasını gerektirir. Zira "...Hiç şübhesiz şirk elbette büyük bir zulümdür." buyrulan ayet-i kerimede şirkin, zulmün en büyüğü olduğu bildirilmektedir.
"Gerçek şu ki kim sözüyle yahud hareketiyle Allah'a eş koşarsa, hiç sübhesiz Allah kendisine cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı son yeri ateştir. Ve zalimleere asla yardımcılar yoktur." diye buyrulan ayet-i kerimenin hükmünce celi=aşikar, hafi=gizli olsun, Allah Teala'ya eş koşan kimse cennete girmeyecektir.
Aynı zamanda şirk ve Tevhid, birbirine zıd olması sebebiyle şirk ve müşrikin bırakılması, imanın şartı sayılmıştır;
11-Tevhide inanılması, adaletle hükmedilmesini ve zulmün bırakılmasını gerektirir.
Adaletle zülum birbirine zıddır. Zira ADALET: Muvahhidin Tevhidi, Mü'minin imanı, Muhlisin ihlasıdır.
Zulüm ise: Müşrikin şirki, kafirin küfrü, munafıkın nifakı, asinin ma'siyetidir.
Tevhidin birçok dereceleri olduğu gibi, zulmün de birçok dereceleri vardır.
Demirciler körükten kızışmış demirlerini çıkarıp örs üzerine koyarak dövdükleri zaman dövülen kızışmış demirden fışkıran ateş kıvılcımları, değdiği şeyleri yaktığı gibi; ilahi ğazab ve değmesiyle ateş, zalimi ve zulmü hoş görenleri yahud neme lazım diye zulme seyirci kalalnları yakar. Bundan böyle Allah Teala: "Boyun eğmek, sevgi ve samimiyetle, şirk, fısk ve ma'siyetle "Zulmeden kimselere kalben dahi meyletmeyiniz; bu sebeble ateş size değmesin. Zaten Allah'tan başka sizin yardımcı dostunuz yoktur; sonra yardımlanamazsınız." diye buyurmasıyla zalime yani müşrike, kafire, münafıka, asiye, caniye kalben dahi meyletmeyi yasaklamıştır. Zira dünyada bunların zulmü, kıyamette kapkara dumanlı ateşe dönüşecektir.
"On kişiye emirlik yapan hiçbir kimse yoktur ki, adaleti bağını çözünceye kadar yahud zulmü onu helak edinceye kadar kıyamet gününde pranga gibisiyle bağlı olarak getirilmemiş olsun." diye hadis-i şerifte buyrulduğu üzere sonuç olarak adilin adaleti, kendisine ve yardımcılarına dünyada iç huzur, ahirette kurtarıcı; zalimin zulmü, kendisine ve yardımcılarına dünyada huzursuzlu, ahirette de ateşten kelepçe olacaktır.
"...Ve kayrın kemali ve takva üzerine birbirinizle yardımlaşın; her türlü günah, haddi aşmak ve zulüm üzere birbirinizle asla yardımlaşmayın." buyrulan ayet-i kerimede Allah Teala, adaletin icra edilmesi için emrlerinin gereğinin yerine getirilmesi, yasağının bırakılmasını emretmiş, her türlü günah, haddi aşmak ve zulüm üzerine yardımlaşmayı yasaklamıştır. Bundan böyle: "İhtiyacını bildiremeyenlerin ihtiyaclarını bana bildirin. Zira kim hükümdara, işverene, ihtiyac sahibinin ihtiyacını bildirirse, kıyamet gününde Allah Teala iki ayaklarını sırat köprüsü üzerine sabitleştirir." ve: "Kim bir mazlumla beraber yürür, onun hakkını tesbit edinceye kadar devam ederse, ayakların kaydığı günde Allah Teala onun iki ayaklarını sırat köprüsü üzerine sabitleştirir." ve: "Kendisinden borç istenilen borçluya kim mühlet verirse yahud borcunu silerse, kıyamet gününde ARŞ'ın gölgesinde olacaktır." buyrulan hadis-i şeriflerde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, devlet dairelerinde ihtiyacını arz edemeyen zaiflere, mazlumlara yardım ederek onlarla beraber olmaya, mazlumun hakkını korumaya, borcun zilletine girenleri kurtarmaya teşvik buyurmaktadır.
Çünkü bunların yapılmasıyla adalet yayılır, kuvvet bulur; bırakılmasıyla da zulüm yayılır, kuvvet kazanır.

12-Tevhide inanılması, iman kardeşliğinin gerçekleşmesini gerektirir. Mesela "Ancak mü'minler birbirine kardeştirler.." buyrulan ayet-i kerimede ve: "Hasedleşmeyin. Yarış ve rekabetle müşteriyi kızıştırmayın. Birbirinizden buğzetmeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin. Bazılarınız diğer bazılarının satışı üzerine satış yapmasın. Kardeş olun ey Allah'ın kulları! Müslüman Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu terk edip de yardımcısız bırakmaz, onu tahkir etmez. (Göğsüne üç kere işaret ederek:) Takva buradadır. Takva buradadır. Takva buradadır. Kişinin Müslüman kardeşini tahkir etmesi, şer olarak ona yeter. Müslümanın her şeyi, kanı, malı ve ırzı Müslümana haramdır. Gerçekte Allah Teala sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; ancak kalbinizdeki nimetlere ve amelinize bakar" buyrulan hadi-i şerifte Mü'minler, önce Allah'a kul olmalarına, sonra birbirlerine kardeş olmalarına teşvik buyurulmuş; her birisinin diğerinin kanını, malını, namusını korumaları emredilmiştir; her halukarda kardeşin kardeşine hayrsever yardımcı olduğu ilan edilmiştir.
Hadis-i şerifte: Herkesten görünüp de hislerine kapılan pervasız olmayın: "Eğer insanlar iyilik yaparlarsa, biz de onlara iyilik yaparız; ve eğer zulmederlerse biz de onlara zulmederiz." demeyin; ancak insanlar kötülük yaparlarsa, iyilik yapmanıza, insanlar kötülük yaparlarsa zulmetmeksizin hataları afuv etmeye, ceza vermekte cezanın hududunu aşmamaya adamakıllı kendinizi alıştırın." buyrulmaktadır.
13-Tevhide inanılması, zikir yani Allah Teala'nın isminin söylenilmesini, dua etmeyi yani Allah Teala'ya yalvarıp her ihtiyacın Kendisi'ne arz edilmesini, tevbeyi gerektirir. "Bundan böyle Ben'i anın ki Ben de sizi anayım. Ban'a şükredin, nankörlük yapmayın." buyrulan ayet-i kerimede zikir ve şükür emredilmektedir.
Zikir, zihnimizde Allah Teala'nın azametini, yüceliğini hazır bulundurmak, kalb ve dili birleştirmek, Tevhid Kelimesi'ni yahud ism-i şeriflerinden birisini tekrarlamak yahud da sadece kalble Lafza-i Celal'i tekrarlamaktır. Salavat okumak, Kur'an tilaveti ve Dini ilimlere çalışmak da zikirdir.
"Dua ibadetin beynidir." diye buyrulduğu üzere dua, kendini acz ve fakir görerek her ihtiyacını Allah Teala'ya arz etmek, muhal olmayan her nimeti Allah Teala'dan istemektir. Bu sebeble hadis-i şerifte: Hiç şübhesiz Allah Duama icabet eder diye Kendisi'ne yalvarın." diye buyrulmaktadır.
Kudsi bir hadis-i şerifte: "Ey kullarım! Siz emirlerimi yerine getirmek, yasaklarımdan sakınmakla Ben'i anın ki Ben de sizi mağfiretimle anayım. Binaenaleyh kim emrlerimi yerine getirmek ve yasaklarımdan sakınmakla boyun eğerse, hakikaten o Ben'i anmıştır = zihninde yüceliğimi hazır bulundurmuş, hukukumu ödemiştir. Ben de mağfiretimle onu anacağıma sabit bir va'dle söz vermekteyim. Kim de zihninde yüceliğimi hazır bulundurmaksızın, haklarımı ödemeksizin isyanda devam ettiği halde Ben'i anarsa, onu da ğazabımla anmam, üzerimde sabit bir tehdid sözüdür." diye buyrulmaktadır.
Tevbe, geçmişte işlenilen günahlardan pişman olmak, gelecekte bir daha yapmamayı azimlemek, hali hazırda "Estağfirullah" diyerek Rabb'inden mağfireti dilemek, farz namaz ve oruc gibi ödenmesi mümkün olan, kaçırılan farzları kaza etmektir.
Şükür ise, Allah Teala'nın bize eğirti olarak verdiği kulak, göz, dil, el gibi nimetleriyle O'na karşı gelmemektir.
Diğer ifadeyle şükür: Allah Teala'nın bize eğirti olarak verdiği azalarımızı, Tevhidin gerektirdiği vazifelerde çalıştırmaktır.
Ayet-i kerimede: "Hiç şübhesiz Allah nezdinde din, İslamdır.." buyrulduğu üzere, "elif-lam harfleriyle tanıtılan el-İslam" kelimesi, Kelime-i Şehadet'ten dua, tevbe ve şükre kadar sayılan, icmali olarak on üç, tafsili olarak yirmi üç hasleti kuşatmaktadır.
Bütün özelliğiyle ashabca bilinen ve tanınan din, Allah Teala nezdinde "İslam"la ifade edilir. Bu suretle İslam Dinini kabul eden Müslüman, "İhlas üzere bir kul Müslüman olduğu, yukarıda sayılan hasletlerle Müslümanlığı güzel olduğu zaman, Müslümanlığından önce yaklaştığı her hasenesi kabul olunur, yaklaştığı her kötülüğü silinir; ve Müslümanlığında işlediği her bir iyiliği on katıyla, yedi yüz katıyla kabul olunur; kötülüğü bire bir yazılır yahud da Allah Azze ve Celle onu siler." diye buyrulan hadis-i şerifle müjdelenmektedir. Aynı zamanda Allah Teala: " Bu İslamdan başka kim bir din taleb ederse, asla ondan kabul edilemez..." diye buyrulmasıyla İslamdan başka bütün dinleri reddetmiştir.


Yorumlar - Yorum Yaz