• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Dini ve İlmi Araştırmalar Merkezi

Ya Rabbi!! Ben Pişmanım.. Yaptığım bütün günahlarımdan.. Keşke yapmasaydım.. İnşaallah bir daha yapmam!!
Fıkhi Konular
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam12
Toplam Ziyaret637
SÖZLÜK

Şer'i Hükümlerde Mürtedliğe Sebeb Olabilecek Fiiller

En-Nisa' suresi 59  ve 60'ıncı ayetlerinde şöyle buyrulmuştur.
"Ey iman edenler, Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan emr sahiblerine de itaat edin. Eğer bir şey hakkında çekişirseniz, onu Allah'a ve Peygamber'e döndürün; eğer Allah ve ahiret gününe inanıyorsanız. Bu hem hayrlı, hem netice itibarıyle daha güzeldir. Sana indirilene=Kur'an-ı Kerim'e de, Senden evvel indirilmiş olan kitablara da her halde iman ettiklerini boş yere iddia edenlere bir bakmadın mı ki, -onu inkar etmeleriyle emrolundukları halde- yine tağutun huzurunda muhakeme olunmalarını isterler. Şeytan da  onları bir daha dönmeyecekleri kadar uzak bir sapkınlıkla büsbütün saptırmak ister."
Bu ayet-i kerime de birkaç söz vardır:
1-İtaattir. İtaat, ihtiyari olarak boyun eğmektir. Buna mecaz olarak "tapmak" da denilir. Yani zünnarın bağlanması, hakiki küfür değil küfrün alameti olduğu gibi, bazı büyük günahlar da, küfür olmadığı halde küfürle isimlendirilir. Nitekim "Mü'mine sövmek fısk, öldürmek küfürdür." hadisinde olduğu gibi.
Şeriati inkar, hafife almak, alaya almak olmaksızın Allah Teala'dan başkasına boyun eğmek de bu kabildendir. Çünkü Ehli Sünnet velCemaatin ittifakıyla, amel imanın cüz'ünden değil kemal şartlarındandır.
Allah Teala'dan başkasına itaatle birlikte, şeriati inkar yahud kifayetsiz görmek yahud hafife almak yahud alaya almak yahud şeriatten olmayanı şeriatte saymak var ise, bu takdirde itaat küfür olur.
"...Ey Rabb'imiz, gerçek biz liderlerimize ve büyüklerimize boyun eğdik de, bizi yoldan=imandan saptırdılar" mealindeki El-Ahzab suresi 67'nci ayette kasdedilen itaat de bu kabildendir.
Binaenaleyh bu suretle boyun eğmek, hakiki küfürdür. Nitekim bu kaideye mebni ulema, Allah Teala'nın şeriatinden başkasını, kominizm, kapitalizm gibi rejimleri kabul etmek ve hükmü kafirlere vermenin, fiili küfür olduğunda ittifak ettiler. Ahkam-ul-Murteddi fi-ş-Şeriat-il-İslamiyye adlı eserin müellifi Nu'man Abdurrezzak es-Samirai bu hususta bazı izahatlar yazmıştır.
a) Müslümanım diyen hükümdarın şeriati icra etmemesi, küfrün alameti,
b)Hükmüm Allah'ın hükmüdür demek yahud inkarını ilan etmek, küfrün kendisi olduğu için, ümmet ittifakla demiştir ki:
Hakimiyeti Allah Teala'dan başkasına vermek, asla caiz değildir. Şahidlikte olduğu gibi, hüküm vermekte de hükümdar veya hakim'in şartı; İslam, büluğ, akıl, hürriyet, sakat olmamak, şer'i bir cezayı hak etmemektir. Bunlar hükmün kemal şartı değil cüz'i şartlardır. Kemal şartı ise, adalet, iffet, sünnet ve yollarını bilmek, örfe vakıf olmak ve önceki hükümdarların hükmünü bilmektir.
Birinci itibarla, itaat, mecazen; ikinci itibare göre, hakiki şirk sayılmaktadır.

Allah Teala Al-i İmran suresinin 64'üncü ayetinde "De ki: "Ey kitablılar = yahudiler, hristiyanlar, hepiniz bizimle sizin aranızda müsavi ve adil bir kelimeye gelin. Allah'tan başkasına ibadet etmeyelim. Ve O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım. Ve Allah'ı bırakıp birbirimizi rabbler edinmeyelim." Buna rağmen eğer yine yüz çevirirlerse o halde deyin ki: Şahid olun, biz muhakkak müslümanlarız." buyurmuştur.
Malum olduğu üzere bu ayet-i kerimede iki itaat beyan buyrulmuştur.
      Birincisi, iman hususunda şirkten sakınmak şartıyla Allah Teala'nın emirlerine inanmak ve O'na ibadet etmektir. " Allah'tan başkasına ibadet etmeyelim. Ve O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım." buyruldu. Buna ameli Tevhid denilir. Tevhid bahsinde bu hususta izahlar geçmiştir.
      İkincisi, Allah Teala'ya isyan olabilecek yerlerde, insan cinsinden kimisinin idaresi altına girip boyun eğmesidir. Buradaki meselemiz, bu şıkka aiddir. Bu da "Ve Allah'ı bırakıp birbirimizi rabbler edinmeyelim." emriyle yasaklandı. İşte Allah Teala'dan başkasının hakimiyeti altına girmek, Tevhidi bozarsa hakiki küfür; bozmazsa mecazi küfürdür.
Küfrün mecazi olabilmesi için, hükmü Allah'tan başkasına vermemek, şeriatini yetersiz görmemek, emr ve yasakları hafife almamak, emr ve yasakları tatbik edenlerle alay etmemek ve inkar etmemek olmak üzere beş şartı vardır. Bunların birinin ihlali halinde, hakiki küfür tahakkuk eder. Binaenaleyh ma'siyette boyun eğmek hakiki küfür olabilir, ki Adi bin Hatem'in hadisinde ve Et-Tevbe suresi 31'inci ayette beyan edilmiştir.

2-Her iki küfürden yahud her iki şirkten sakınmak için, dini olsun dünyevi olsun; hükmü Kur'an'a, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetine döndürmek meselesidir. Allah Teala'ya isyan olabilecek yerde, hiçbir makluka itaat yani boyun eğmek yoktur. Çünkü hükmü, O'ndan başkasına döndürmek, bazan Tevhidi, bazan da taat ve ibadeti bozar. Bunun için Allah Teala "Eğer bir şey hakkında çekişirseniz, onu Allah'a ve Peygamber'e döndürün; eğer Allah ve ahiret gününe inanıyorsanız. " buyurmuştur. Allah Teala ve O'nun Rasulü'ne hükmün döndürülmesinin iki sureti vardır:
Ya hükmü ayet ve hadisin açık lafzına döndürmektir; yahud da ayet ve hadisin lafzında açık olarak beyan olmamış hükmü, kıyas ve benzer yollarla yine ayet ve hadisin lafzına döndürmektir. Buna inanmak ve tatbik etmek, imanın; inanıpta tatbik etmemek küfrün alametidir. Bunu da Allah Teala "Yahudiler Allah'ı bırakıp bilginlerini, hristiyanlarda ruhbanlarını ve Meryem oğlu İsa'yı rabbler edindiler.." mealindeki Et-Tevbe suresinin 31'inci ayetinde buyurdu. Buradaki sebeb olan alamet yani hükmü değiştirmek, inkar olan hakiki küfrün yerinde kaim olmuştur.

Ümmetin ittifakıyla, Kur'an ve sünnette kat'i suretle helal olan bir şeyi haram inanmak; yahud haram olan bir şeyi helal inanmak küfürdür. Çünkü bu şeriati değiştirmektir; ki "rabbler edindiler" demekle ifade olundu. Nitekim Tirmizi, Sa'lebi ve daha başkalarının tahric ettikleri bir hadiste Adi bin Hatem söyle demiştir: Ben Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına gittiğimde, boynumda altından bir haç vardı.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Ey Adi, şu putu kendinden at" buyurdu; ve akabinde yukarıdaki ayet-i kerimeyi tilavet etti. Bunun üzerine ben de: "Hristiyanlar ve yahudiler, bilginlerine tapmadılar" dedim. Akabinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
"Onlar Allah Teala'nın helal kıldığı şeyi haram sayıyorlar; binaenaleyh onu harama çeviriyorlardı. Allah'ın haram kıldığı şeyleri helal sayıyorlar; binaenaleyh onu helale çeviriyorlardı, değil mi?" diye sordu; ben de:
"Evet." dedim;
"Bu onlara ibadetleridir" buyurdu.
Ashabdan Huzeyfe radıyallahu anh, yukarıdaki ayetin hükmünden sorulunca aynı cevabı vermiştir.
      Unutmayalım ki "feyuharrimunehu" ve "feyessitehillunehu" 'daki taz'if ve "sin" harfi istihale manasını tazmin etmektedir. Bundan dolayı "çeviriyorlardı"  diye tecrüme ettik. İşte istihlal-i ma'siyet dediğimiz budur. Nitekim dilimizde de bir kimseye ifratla boyun eğdiği ve teslim olduğu takdirde : "Filana tapıyor" denilir.  Bu takdirde yukarıdaki ayet ve hadiste, hem teşbih ve hem istiare vardır. Büsbütün Kur'an ve hadislerin hükümlerini ortadan kaldırmak ve hakimiyeti bir reise, bir alime, bir topluma vermek; irtikab-ı masiyet değil, istihlal-i ma'siyet olduğundan hakiki küfürdür. Fakat hakimiyeti Allah'tan başkasına vermeksizin bir kısmını icra etmek, bir kısmını ihmal etmek, irtikab-ı masiyettir.Eğer irtikab-ı masiyet de, kıyas, inkar ve hafife almak olmaksızın ise büyük günahtır; mecazen küfür ve şirkle isimlendirilir. Aksi takdirde sebeb fiilin yerine kaim olduğundan, hükmi küfürdür ve buna şirk denilir.

Nitekim farz oluşuna inanmaksızın gösteriş için abdestsiz namaz kılmak, hakiki şirktir, imanı bozar. Buna nifak denilir. Fakat farz oluşuna inanan bir kimsenin yine gösteriş için abdestli olarak ve ta'dil-i erkan üzere namaz kılması, riyadır; kılmış olduğu namazının aslı olan farzı değil, farzın sevabını yani ameli iptal eder. İşte buna küçük şirk denildiği gibi, Allah Teala'nın şeriatine inanmak şartıyla tatbik edilmemesi, mecazen küfür ve şirk sayılmıştır.
Allah'ın hükmünü icra etmemek, birinci itibarla istihlal-i masiyet yani nifak, hakiki küfür, hakiki şirk; ikinci itibarla mecazi nifak, mecazi şirk, mecazi küfürdür. Birincisine istihlal-i masiyet, ikincisine irtikab-ı masiyet denilir.
        Bundan dolayı "Kayıdsız şartsız hakimiyet halkındır" diye inanmak küfürdür.

3-İki küfür arasında fark etmek meselesidir.
İmam Fahreddin Razi diyor ki: "Rubeyi', Ebi-l-Aliye'den: İsrail oğullarının, bilginlerini rabb edinmeleri meselesi nasıldı?" diye sordu; bunun üzerine Ebi-l-Aliye: "Onlar Allah'ın kitabında, hahamların ve ruhbanların sözlerine muhalif hükümler bulurlardı. Fakat bununla beraber Allah Teala'nın kitabını bırakıp, onların sözleriyle tutunurlardı. Hasılı Allah Teala'nın kitabının hükümlerini kabul etmezlerdi." cevabını verdi.

Şeyhimiz ve Mevlamız, müctehid ve muhakkiklerin sonununcusu diyor ki: "Ben fukahaya taklid eden bir cemaat müşahade ettim. Onlara bazı meselelerde Allah'ın kitabından birçok ayetleri okudum. Fakat okuduğum ayetler mezheblerine uygun olmadığı için o ayetleri kabul etmediler; ve iltifatta etmediler. Liderlerini beğenir gibi acı acı bana bakıyorlardı. "Bu ayetlerin zahiriyle nasıl hüküm mümkün olur?" demek isterlerdi. Halbuki ayetlerin tefsiri selefimizden onların beğenmiş olduğu liderlerinin hilafı üzere nakledilmiştir."
Eğer iyice düşünsen bu illetin birçok ehli dünyanın damarlarına geçişini bulursun. Eğer birisi: Ruhban ve hahamlarına itaat etmelerinden, Allah Teala onları tekfir etmiştir. Öyleyse fasık=büyük günah irtikab eden de şeytana itaat eder; fasıkın da tekfiri gerekir. Nitekim Hariciler böyle hükmettiler." dese;
     Elcevab: Her ne kadar fasık, şeytana itaat ederse de, şeytanı yüceltmez, bilakis onu tel'in eder, onunla alay eder.  Amma o tabi'ler ise, hahamlarının ve ruhbanlarının sözlerini kabul edip yüceltiyorlardı. Binaenaleyh irtikab-ı ma'siyetle, istihlal-i ma'siyet birbirinden fark oldu.
     Cahiller, Haşeviler,  şeyhlerini ve liderlerini tazim ettikleri zaman, bazan tabiatleri hulul ve ittihada meyleder; bu da şu sebebden dolayıdır: Şeyhleri dünyaya talib olup dinden uzak olduğundan onlara, dediklerinin doğru olduğunu ima eder. Onlar da böyle itikad ederler. Hatta dinden uzak bazı şeyhleri gördüm; tabi'leri ve arkadaşları, kendilerine secde ederlerdi. O da onlara: Sizler benim kölelerimsiniz, der; bununla hulul ve ittihada aid sözleri ilka ederdi. Öyle sanıyor ki eğer bu, bazı ahmak tabi'leriyle başbaşa kalırsa, Uluhiyeti iddia edecektir. İşte böyleler bu ümmette bulunursa, nasıl geçmiş ümmetlerde bulunmaz?!.
Hasılı kelam israil oğullarının  rabb edinme meselelerinin birkaç ihtimali vardır:
a-Allah Teala'nın hükmüne muhalif şeylerde itaat ederlerdi.
b-Onlar küfürlerin çeşitlerini kabul ettiler.
c-Allah'ı inkar ettiler. Onların bu inkarları, Allah'tan başkasını rabb edinmekle ifade edildi.
d-Onların hakkında hulul ve ittihadı ispat ettiler.
Bu dört vechin hepsi bu ümmette de müşahade edilmektedir"

İmam Fahreddin Razi'nin: "Bu ayetlerin zahiriyle nasıl hüküm mümkün olur? demek isterlerdi. Halbuki ayetlerin tefsiri selefimizden onların beğenmiş olduğu liderlerin hilafı üzerine nakledilmiştir" dediği gibi, şimdi de: "İslam dini hakim olsa, şu meseleye çözüm getirebilir mi?" ; "Bu meseleye çözüm getirmiş mi?" ; "Zamanımız ilim zamanıdır; hikmet-i ameliden birçok meselelerin değiştirilmesi lazımdır" ; "O çağ ayrı bu çağ ayrıdır.." derler. Bu sözlerin hepsi küfrün alametidir. Kimisi de açıkta: "Şeriat bizim çağımıza göre yetersizdir" der. Bu açık şirktir.
     Unutmayalım ki, İmam Fahreddin Razi'nin ibaresinde reform yaparak, fukaha
nın kıyaslarını ve tasavvufu beşeri sistem içerisine dahil ederek inkar edenler de, küfürden pek uzak kalmamaktadırlar.

     Netice-i meram Al-i İmran 64, Et-Tevbe 31'inci ayetler ve Adi bin Hatem'in hadisinden, bir de Şafilerden İmam Fahreddin Razi'nin ve Hanefilerden İmam Hüccet-ul-İslam Ebi Bekr Ahmed bin Ali er-Razi el-Cessas'ın Ahkam-ul-Kur'an adlı eserlerindeki sözünden anlaşıldı ki, Allah'tan başkasına Rububiyet sıfatlarını isnad etmekte, İslam şeriatine muhalif olan yasakları helal ve serbest bırakmakta, İslam dininde emredilmiş veyahud helal şeyleri yasak etmekte boyun eğmek, hakiki küfürdür, hakiki şirktir. Çünkü tasdik bulunmadığı gibi, inkarın alameti bulunmuştur. İhtiyari olarak bunu kabullenmek küfürdür. "Küfre rıza küfür" dedikleri budur. Aynı zamanda buna, tağuti rejim denilir.

4-Dördüncü mesele, hükmü tağutlara havale etmek meselesidir ki, En-Nisa suresinin 60'ıncı ayetinde suret-i kat'iyede bu yasaklanmıştır: Sana indirilene=Kur'an-ı Kerim'e de, Senden evvel indirilmiş olan kitablara da her halde iman ettiklerini boş yere iddia edenlere bir bakmadın mı ki, -onu inkar etmeleriyle emrolundukları halde- yine tağutun huzurunda muhakeme olunmalarını isterler. Şeytan da  onları bir daha dönmeyecekleri kadar uzak bir sapkınlıkla büsbütün saptırmak ister."
    Bu ayet-i kerimede "tağut" tan maksad, münafık, kahin ve inkar eden reislerdir. Bunlara itaat küfürdür. Nitekim Alusi, hükmü böylelere havale etmenin korkunç bir tehlike olduğunu, nifak ve küfrün alameti olduğunu söylemiştir. Kur'an-ı Hakime hükmü havale etmekten yüz çevirmek, eğer gayrı müslime hüküm verilirse küfürdür. Kurtubi ve İbnu Arabi de aynısını söyler.
    Amma Rububiyet sıfatlarını Allah Teala'dan başkasına isnad etmemek, Allah'ın yasaklarını helal saymamak, emrlerini yasaklamamak, hatta yetersiz saymamak ve hafife almamak şartıyla bazı şer'i hükümleri icra etmemek, mecazi şirk, mecazi küfür sayılmıştır. Çünkü bu, küfrün kendisi değil, küfrün alametidir; ki buna irtikab-ı ma'siyet denilir. İşte Havariciler bunu dahi hakiki küfür saymışlardır.
    Bunun için ümmet, Allah'a isyan olabilecek yerde itaatin yasaklığında ittifak etmişlerdir.
    Müslim ve Buhari'nin tahric ettikleri Hazreti Ali radıyallahu anh'tan gelen bir hadis-i şerifte Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyurdu: "Ma'siyete asla boyun eğmek yoktur. Ancak boyun eğmek ma'ruftadır" Çünkü ma'siyette boyun eğmek, ya istihlal-i ma'siyettir; bunun afuvu imkansızdır. Yahud irtikab-ı ma'siyettir; sair günahlar gibi afuvu mümkündür.

5- Müslüman olan amire itaat etmek meselesidir. Kurtubi En-Nisa' suresi 59'uncu ayetin tefsirinde diyor ki: "Sehl bin Abdullah et-Tusteri: "Hükümdara; parayı basmakta, ölçü ve tartıları tayin etmekte, Allah'ın ahkamını icra etmekte, hac, cum'a, bayram merasimlerindeve cihadda olmak üzere yedi yerde boyun eğilir; itaat edilir. Hatta hükümdar, bir alimi fetvadan men etse, alimin fetva verme hakkı yoktur. Fetva verse dahi günahkardır. Hükümdar zalim olsa dahi böyledir." demiştir. İbnu Huveyzi Mendan da: "Allah Teala'ya isyan olmayacak yerde hükümdara itaat vacibtir. Allah Teala'ya isyan olacak yerlerde vacib değildir. Bunun için dedik ki, zamanımızdaki hükümdarlara boyun eğmek, yardım etmek, onları yüceltmek caiz değildir. Amma onların maiyetinde kafirlerle savaşmak, Allah'ın ahkamını icra etmekte, imamları ve memurları tayin etmek ve bunları şeriate göre ayakta tutmakta itaat etmek vacibdir. Eğer irtikab-ı ma'siyet cihetiyle bunlar fasık olsalar dahi, onlarla namaz kılmak caizdir. Bid'atçi oldukları takdirde, beraberlerinde namaz kılmak caiz değildir. Bu takdirde mü'min, korunmak babından onlarla birlikte namaz kılar ve iade eder" demiştir."


Yorumlar - Yorum Yaz